fbpx

Siyaset dünyası medyaya net şekilde bağımlıdır. Ancak günümüz dünyasında ayakta kalabilmek için ana akım medya olarak ifade edilen medya kuruluşları da siyasete bağımlıdır. Siyasi yapılar ve liderler propaganda yapabilmek için etkin bir medya gücüne ihtiyaç duymaktadırlar. Kamuoyu oluşturmak için medya gücü oldukça önemlidir. Siyasi yapılar bu durumun farkında olduklarından kendilerine yandaş medya grupları oluşturmak istemekte veya mevcut medya gruplarını desteklemektedirler. Bu sayede medya gruplarından destek görmek kaygısı taşımaktadırlar. Medya grupları da özellikle ekonomik olarak ayakta kalabilmek için siyasi yapıların kendilerine verecekleri desteklere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu destekler genellikle reklam faaliyetleri üzerinden maddi olarak yapılmaktadır. Sosyal medya platformları da özellikle seçim dönemlerinde siyasi yapılar tarafından etkin bir biçimde kullanılmak istenmekte ve burada reklam kampanyaları yoğunluk kazanmaktadır. Burada da yine karşılıklı menfaat durumu söz konusudur. Siyasi yapılar propaganda yaparken sosyal medya platformları da ekonomik olarak güçlenmektedir.

Bu konuda örnekler vermeye kronolojik olarak başlamak istiyorum. Ülkemizin yakın tarihinde belki de en önemli olay Kurtuluş Savaşı’dır. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’da bulunan Heyet-i Temsiliye üyeleri ve Millî Mücadelemizin Lideri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 23 Nisan 1920’de meclisi açmadan önce İstanbul Hükumetinin anti propaganda faaliyetlerine hızlı şekilde cevap verebilmek ve halkı Millî Mücadele’ye destek vermeye ikna edebilmek için 6 Nisan 1920’de Anadolu Ajansı’nı kurdular. Dönemin en büyük hatiplerinden biri olan ve Sultanahmet Meydanında yüzbinlere seslenen Halide Edip Adıvar ve ATATÜRK önderliğinde kurulan bu ajans en önemli faaliyetlerinden birini İstanbul’da bulunan ve işgal kuvvetleri ile birlikte hareket eden Damat Ferit Hükumetinin karalama kampanyalarına karşı propaganda oluşturmaktır. Hükumet tarafından atanmış olan Şeyhülislamın Millî Mücadele hakkında verdiği fetva ve karşı koyma emirlerinin halkta karşılık bulmaması için Anadolu’nun dört bir yanına bildiriler göndermiş ve halkı işgal karşı bilinçlendirmiştir. Bu sayede halkın Millî Mücadele’ye olan desteği artmış ve bu mücadeleden zaferle çıkılması için büyük katkı sağlamıştır. Ülkemiz tarihinin en değerli medya faaliyeti de bana göre budur.

Dünyada yakın tarihine baktığımızda ise Nazi Almanya’sı ve Adolf Hitler’in medyayı kullanarak yaptığı etkin propaganda faaliyetlerinden söz etmemek olmaz. Aslında Hitler’in Alman halkında kabul görmesini sağlayan ve onun yükselmesinin önünü açan Joseph Goebbels olmuştur. Goebbels, propaganda konusunda oldukça etkili ve güçlü bir isimdir. Nazi Partisi için bildiği tüm propaganda tekniklerini kullanmış ve Hitler’in yükselişini sağlamıştır. “Hipodermik İğne” modeli yaklaşımıyla dayatmacı ve etki altına alan bir propaganda çalışması izlemiştir. Bu yaklaşımda mesaj, ulaştığı insanların bir kısmında herhangi bir etki yapmadığı halde, belli bir beklenti ve arayış içinde olan insanlarda ise büyük etkiler yaratabilmektedir. “Kamuoyu Bilgilendirme ve Propaganda Bakanı” olarak da görev yapan Goebbels, Nazi karşıtı yazarlar tarafından yazılan yirmi binden fazla kitabı Berlin Meydanı’nda yaktırmıştır. Sonrasında ise Almanya’daki tüm medya kuruluşları üzerinde tam kontrol sağlamış ve isteği yönde propaganda faaliyetlerinde onları kullanmıştır. Bu çalışmalarda televizyon, gazete ve özellikle radyo gibi iletişim araçlarından çok etkin bir biçimde faydalanmıştır. Çünkü radyo; yalnızca işitmeye dayalı olduğu için bilgiye ulaşmak ve bilgiyi ulaştırmak kolaydır. Uğraş ve eğitim düzeyine ihtiyaç duyulmaz. İşitsel olduğu için ses ve tonlamalardaki başarı dinleyicinin zihninde imgesel nitelik kazanır. Maliyeti bakımından ucuz ancak ulaşılan hedef kitle fazladır. Yayın için geniş çaplı bir hazırlığa ihtiyaç duyulmaz. Bu etkin propaganda çalışmaları sayesinde 1933’den 1945’e kadar iktidarda kalmasını ve Alman halkının savaşta bile Nazilere destek vermesini sağlamıştır.

Siyasetin medya ile ilişkisinden bahsederken yeni medya içinde yer alan sosyal medya platformlarını göz ardı etmek olmaz. Dünya tarihinde en başarılı sosyal medya seçim kampanyası olarak kabul edilen ve sonucunda zaferi getiren kampanyanın sahibi ise Barack Obama olmuştur. Seçim kampanyasının başına Facebook’un kurucularından Chris Hughes’i getiren Obama, sosyal ağ sitelerini ve oyunları çok iyi kullandı ve bu sayede politikayla ilgilenmeyen gençleri de harekete geçirdi. Facebook, Twitter, Friendfeed ve diğer sosyal ağlar da çok etkin bir şekilde kullandılar. Hatta bir Obama gönüllüsü Myspace’de 160.000 kişilik bir arkadaş grubu yarattı. Obama’ın ilginç bir şekilde, bazı oyunların direkt olarak içine reklam verdi. Obama’nın dijital reklamlar için harcadığı rakam ise yaklaşık 8 milyon dolar. Obama’nın seçim kampanyasında Youtube için hazırlanan resmi videosu 14,5 milyon saat boyunca seyredildi. Bugün televizyon üzerinden 14 milyon saatlik yayın almanın bedel ise 47 milyon dolar. Toplam 400 gün süren kampanya sürecinde videoları tam 889 milyon defa izlenerek bir rekor kırmıştır. Sosyal medya dışında yeni medyayı da etkin kullanarak seçimden zaferler çıkmayı bildi.

Türkiye’de ise sosyal medyayı etkin kullanarak zaferle sona ermiş bir seçim kampanyasından söz edecek olursak 2019 Yerel Seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan Ekrem İmamoğlu’nun kampanyası olabilir. Adaylığı açıklandığında pek çok kişi tarafından tanınmayan, hakkında bir ilçe belediye başkanı olduğu dışında bir şey bilinmeyen biriydi. Ancak seçim döneminde özellikle Twitter’ı o kadar etkin kullandı ki takipçi sayısı bir süre sonra Cumhurbaşkanı’nı geçti. Seçim döneminde projelerini düzenli olarak Twitter üzerinden paylaşan İmamoğlu, diğer mecraları da en az Twitter kadar etkin kullandı. Çalışmalarında Obama’nın kampanyasından esintileri fazlasıyla hissettiğimiz İmamoğlu’nun seçimden başarıyla çıkmasının ve tekrarlanan seçimde farkı daha fazla açmasının en önemli unsurlarından birinin sosyal medya olduğu gerçeği yadsınamaz.